Hayat: Geçmişi Bugünde Yaşamak Mıdır? Yoksa...

Hayat Karşısında Mütemadiyen Ben
Hayat Karşısında Mütemadiyen Ben - (Temsili Değil)
Selam, bugün sizlere 'hayata' dair hayal ve duygularımı aktarmak istiyorum. Gülensurat
Hayat, şaşırmak için çok kısa... Uzak durmak için çok kısa, düşmanlık için çok kısa, kavga etmek için çok kısa!
Nitekim, görüldüğü üzere: insanlar hiç ders almamışlar. Öylesine canice davranıyorlar ki, ne diyeceğini unutuveriyorum. Öylesine kendilerinden emin konuşuyorlar ki, bana sadece susup gülmek kalıyor. Mamafih umutsuzluk içermiyor, sözlerim: lütfen yanlış anlamayın. Benim ortaya koyduğum şey sadece: izlemenin sonsuz huzuru. Sadece izleyen bir insan görür gerçeği, buna inanın dostlarım. Ne insanlar var, ne canlılar var: bugün yaptıkları şeyler ile, dünyanın kendileri için geri kalan kısımlarında pişman olan. Onlar, bizzat olguları es geçip: günübirlik olayların içinde savrulan, basit canlılar. Oysa ki düşüncesinde 'yüce' olan bir homo sapiens, asla ve asla dünden gelen eski düşüncelerle, bugünde yaygara koparıp, yarını mahvetmez!
Haksız mıyım, Gurban?
Haksız mıyım, Gurban?  Gülensurat
Peki ben neden böyle diyorum? Ben, bir derviş miyim? Kabile reisi miyim? Öğretmen miyim? Zaferler sahibi bir mareşal miyim? Okul müdürü müyüm? Aparman yöneticisi miyim? Ben tüm bu etiketlerden daha önemli olan bir şeye sahibim!
Neden mi? Ben, Tarihsel düşünce babında, diyalektik dışa vurumların sonuna kadar gidecek bir savunucusuyum. Ben,  kuru bir bağırışın değil, 'rerum causas cognoscere' yani 'olayların nedenlerini düşün'ün amansız bir taraftarıyım...

Ve düşünün! Kalabalıkların içinde yaşarsam, ne olurum? Kaybolmaz mıyım? Yarına bir şey bırakabilmek istiyorsam, geçmişimi bugüne taşıma zorunluluğum mu var? Soruyorum size, hatta yalvarıyorum: bir insan ne ile yaşar? Ve kendisi için günler bittiğinde, götürdüğü şey: varoluşunda yatan dinginlik midir? Lütfen, cevaplayın, dostlarım. Lütfen!
Yani demem o ki:
Hayat, Geçmişin Düşüncesi, Bugünün Gerçeğidir!
Hayat, Geçmişin Düşüncesi, Bugünün Gerçeğidir!
Bu gerçeğe ise, kendini 'bugünde' harap edenler değil, 'olayların' üstüne çıkan kişiler ulaşabilir. Hem zaten bugüne kadar kazanılan her başarı: 'kazanıldığı vakit' yitip giden şeyler olmamış mıdır? 
Ben etmiyorum bu lafları, yüzyıllar önce yaşamış, Devlet-i Aliyye'nin (Osmanlı) 17. Padişahı IV. Murad söylüyor bize, neyin ne olduğunu... Bakın,
Bağdat’ı almaya çalışmak; Bağdat’ın kendisinden daha mı güzeldi ne!
Bağdat’ı almaya çalışmak; Bağdat’ın kendisinden daha mı güzeldi ne!
4. Murad'ın sözleri sabit kalsın, sadece Bağdat yerine başka nesneler yazalım... Eminim, bütünüyle uyacaktır, 'Bağdat' yerine tercih ettiğimiz kelime. Neden mi?
Çünkü yaşam değişiyor, eskiler ölüyor, yarınlar yeşeriyor: 'bugünde' bulunan insan ise, eğer 'yüce' bir kavrayış bütünlüğüne sahipse, olayların hatta olguların dahi üstüne çıkıyor. Peki, olguları bile aştığında ne olur o canlıya?
Tüm amaçlarından vaz mı geçer? Hedefleri on ikiden vurduğu vakit: yaşamına son mu verir? Sanmıyorum! Nihayetinde,
Ve bu sürekli olarak devam eder, bittiği zaman: öldüğümüz zamandır.
Ve bu sürekli olarak devam eder, bittiği zaman: öldüğümüz zamandır.
Dostlarım, yoldaşlarım, hayatı izleyin, verdiğiniz vaazlar lütfen 'onu' izlemek üzerine olsun. Yoksa ben, Gandalf bilginliğiyle size şunu söyleyebilirim:
Kırılacaksınız dostlarım, bir gün batımında dizlerinize vuracaksınız. Takılıp gittiğiniz yolların, sizin olmadığını gördüğünüz zaman kahrolacaksınız. Gözleriniz dağlara dikildiği zaman, bedeninize yansıyan ışık: vücudunuzu asla ürpertmeyecek... Ah! Benim kutlu yoldaşlarım. Hayatınızın ve olayların üstüne çıkın. Geçmişi bugünde yaşamayın ve eskiden şimdiye getirdiğiniz şeyleri, geleceğe götürmeyin. 
Anlayın beni,
yoksa öldürecek bu hayat sizi.
Size bir gerçeği haykırıyorum: derdim beyinleriniz, düşünceleriniz ve en önemlisi de halen atmakta olan kalpleriniz. Önünüze yoldaşlarım, önünüze, atalarımdan, atalarımızdan kalmış saklı sırlar getiriyorum. Bana şöyle diyorlar: 'Bir daha yaşam hakkı ver bana, ah ulu Tanrım! Ve göstereyim yaşama, güleyim ululuk taslamasına!'
Açın ellerinizi,
size bir gerçeği veriyorum:
yoksa silecek bu hayat sizi.
Tobin Bell - Saw(Testere)
Artık bilmeliyiz! Bu hayat, bu olaylar, bu bilinmezlik öldürecek bizi!
Okuyun yoldaşlarım, dinleyin, anlayın ama asla kırmayın, dökmeyin, vurmayın! Saygı zor değil, sevgi yanımızda ve barış hep içimizdeydi. Dışa vurumlarınızda gördüm barışa duyduğunuz hasreti, asla yalan söylemeyin bana. 
Biliyorum, kulaklarınızda çınlayan bin bir melodili türküyü, asla bakışlarınızı kaçırmayın benden çünkü okudum yüzünüzü. Gördüm, yemin ederim ki doğaya: gördüm: kutsal gaydanın tınısı bambaşka yapmıştı gülüşlerinizi...
Ben 'size' inanıyorum dostlarım, öyle kutsal bir zaman gelecek ki: olguların dahi üstüne çıkmış, olayların nedenini düşünen, bilgin insanlar olacaksınız. Sonuçta,
Gerçek kişiliğimizi yeteneklerimiz değil, yaptığımız seçimler gösterir.
Yalan mı?  Dumbledore'un Asalarıyız!
Hayata, yaşama ve hayallere dair yapacağınız yorumları heyecanla bekliyorum. İsterseniz sağ altta bulunan, paylaşım butonları ile içeriği arkadaş ve aile çevrenizle paylaşabilir, dilerseniz de bu tip felsefi, yaşamsal türdeki  içeriklerin e-mailinize gelmesi için bloguma abone olabilirsiniz.
İyi günler, hoşça kalın! Gülensurat

Etiketler: , ,