İskender'e Dair Ders Notlarım I

Büyük İskender
Muhteşem Helen Kralı İskender
Bu yazımda, İskender'e dair aldığım çeşitli notları paylaşma amacındayım. Hem başka insanlara yardımcı olabilecek, hemde aklımda ve kalemimde neler kalmış onları teyit edebilecek bir içerik yazacağım. 

Plutarkhos bilindiği üzere, bir tarihçi kişilik oluşturmaktan çok; olaylara, yaşanılan savaşlara ve bunların etkilerine: naif bir şekilde yaklaşır. Düşünür ki: 'Çok önemli savaşlar kazanmış, kanlar akıtmış liderlerin; öğrenilmesi bakımınca, en küçük bir anı yahut ayrıntı bile çok önemli olabilir.'
Yani buradan çıkarmamız gereken şey, kendisinin de belirttiği üzere; bir Tarihçi gibi davranmaktan uzak olduğu ve böyle bir şekilde anılmaktan hoşlanmayacağıdır. Aynı zamanda, eserlerinde bir şeyden bahsetmiyorsa, bunu cahilliğine değil; eseri için gereksiz olduğunu düşündüğü için yapmadığıdır. 
Akdeniz Üniversitesi'nde Prof. Dr. Murat Arslan tarafından okutulan Anadolu'da İskender dersi için aldığım bu notlar: Plutarkhos'un Kayser(Sezar) ile İskender'i karşılaştırdığı; Paralel Hayatlar eserindendir. Meraklı okuyucum, bu kitabı temin ederek; daha da bilgiye sahip olabilir.

İsa Öncesi 356 yılının Temmuz ayında Pella'da doğan İskender'in baba tarafından soyu ta Herakles'e kadar, ana soyundan ise Aiakos'a dayanır. Bu dönemler için önemli soyların, kişiliklerin soyları Tanrı sınıfına kadar dayandırıldığı için; bu neticede böyle bir soy dayandırılması oldukça tabii bir husustur.
Derler ki: Makedon Kralı Philippos, Semadirek(Samothrake) gizemlerine erdiğinde, Olympias'ı görüp ona aşık olmuş daha sonra ise; onu abisinden isteyip; evlenmişler. Olympias, düğünden evvel son gecede; kendisini rahatsız eden kötü bir rüya görmüş; bu rüyada: karnının yarıldığını içinden, çeşitli ışıkların alevlerin çıktığı, yıldırımların düştüğü kötü bir kabus yaşamış. Akabinde düğünden sonra Kral Philippos da, rüyasında karısının karnına bir mühür bastığı ve mühürün aslan şekilli bir iz çıkardığını görmüş. Daha sonra, Kahinlere tanıştığı vakit; kahinler bu rüyaları kötüye yorup, karısı Oylmpias'tan uzak durmasını salık vermişler. Yalnız bir kahin varmış ki adı: Aristandros olup aslen Telmessoslu'dur. Philippos'a sakin olması gerektiğini söylemiş. Karısının karnına vurduğu mühür, ona çok güzel bir çoçuk bağışlayacağına dair işaretmiş. Hem aynı zamanda boş bir şey mühürlenemezmiş. Mührün aslan figürü çıkarması da, çoçuğun çok yavuz ve gözü pek bir adam olacağına delaletmiş. 

Böyle bir olaylar silsilesi neticesinde evlenmişler ve Aleksandros, Oylmpias'ın karnına düşmüş. Bir zaman sonra, Kral Philippos karısını bir yılan ile uyurken bulmuş ve ondan bir nevi korkup soğumuş. Bu olayın açıklamasında ora kadınlarının Dionysos ayinlerine katılıp, Sidon kadınları gibi, çeşitli ritüeller yapması gösterilebilir. Aynı zamanda Olympias bu tür ayinlerde herkesten daha coşkulu olarak; diğerlerini harekete geçirici şeyler yapardı. Sakinleştirilmiş yılanları boynuna dolayarak, onlarla etrafta gezerdi.

Tekrardan İskerder'in doğuma gelecek olursak: o doğduğu gün, 'Her şeyin başı ateştir,' diyen Herakleitos'tan etkilenip, Ephesos'ta bulunan Artemis tapınağını yakan Herestratos'un işini, orada bulunan rahipler çok kötüye yorup, Asya'nın başına çok kötü bir felaketin geleceğini söylediler. Yalnızca soğuk bir espri yapan rahip Hegesias, bu durumu ciddiye almadı. Dedi ki: 'Artemis tapınağının yanması son derece normal, çünkü Artemis, İskender'in doğumu ile ilgileniyordu.'
Niye böyle bir şey söyledi? Çünkü Artemis aynı zamanda doğum yapan kadınlara da yardım ederdi. İskender doğduğu gün babası güzel bir zafer kazanmıştı. Poditea'yı almıştı. Aynı zamanda üç kutlu haberde almıştı. Bunlar, Komutanı Parmenion'un İllyriaları yenmesi, atının olimpiyatlarda birinci olması ve İskender'in doğumudur. 

İskender'in genel mizacından ve tipinden bahsedecek olursak bugün bunu canlı bir şekilde görebilmemiz heykeltraş Lysippos'un sayesindedir. O ki, İskender'in boynunun hafif sola yatışını, gözlerinde ki canlı sululuğu gerçek bir yapıyla yansıtabilmiş bir kişiliktir. Bunun dışında diğer, sanatkarlar, onu gerçeklikten uzak durumda resmetmişlerdir. 
İskender, aynı zamanda, pembeye çalan bir teni sahipti, sıcakkanlı bir vücuda sahip; yerinde durmasını engelleyen bir enerjiye sahipti. Bu nedenledir ki: çabuk sinirlenirdi. O zamanların yazarları, kendisinden güzel kokuların geldiğini, bunun elbiselerine sindiğini belirtirlerdi. İçki içmeyi sever, arkadaşlarıyla sohbet etmeye bayılırdı. Yaşına rağmen her zaman olgun davranmış, cinselleğini bastırabilmeyi başarabilmiştir. Meraklıydı da, babasının seferde olduğu bir ara, ülkelerine gelen Pers elçilerini, soyuna yakışır şekilde karşılamış; küçük bir yaşta olmasına rağmen, 'Pers ülkesinin nerede olduğunu, Asya içlerine nasıl gidileceğini ve Perslerin askeri durumunun ne olduğunu,' sormuştur. Ve bu Persler, daha sonrası için, hitabet sanatından iyi olan babası Philippos'un gölgesini geçtiğini ve babasından çok etkili olacağını belirtmişlerdir. Neticede babası, bir zaman sonra Generel Philippos olarak anılırken iken kendisi İmparator Aleksandros olarak anılmaktaydı ki babası bunu hiçbir zaman kötü bulmamıştır. 

İskender'in eğitimi, dönemin en ünlü hocalarıyla sürdürülüyordu ve başlarında annesinin ayarladığı Leonidas bulunmaktaydı. Bu adam sert, kuralcı ve üstün bir zekadan yoksun olsa da, eğitim işini iyi çekip çeviriyordu. Kendisine eğitmen dese de, diğerlerine göre bir lala durumundan ileri gidememiştir. 
Bir gün Boukephalas adında güçlü ve mükemmel bir ata sahip birisi Makedon topraklarına gelip bu atı on üç talantona satmak istedi. At başta alınacaktı lakin çok huysuzdu. Yanında konuşulmasına sinirleniyor, asla kendisine dokunulmasını istemiyordu. Kral sinirlendi ve atın götürülmesini istedi. Fakat İskender, onları; atın halinden anlamamakla suçlayıp, harcadıklarını söyledi. Kral kızıp, neden büyük işlerine karıştığını sorduğunda, atı sakinleştirebileceğini iddia edip, ata yaklaştı. Aslında atın bu halinin sebebi gölgesinden korkmasıydı. Bu nedenle İskender hemen atı, güneşe döndürdü ve böylelikle gölgesini arkasına aldı. Daha sonra onunla konuşarak, atı sakinleştirdi. Üstüne binip, dört nala koşturduğunda, herkes şaşkındı.
Kral bunun üzerine oğluna. 'Makedonya sana dar gelir oğlum, git kendine başka ülkeler bul,' dedi. Babası da biliyordu ki, İskender, zorlamayla bir şey yapmaz, karşı çıkardı. Bu nedenle onunla her zaman, dikkatli konuşmuş, bir şey yapmasını istiyorsa; mantıklı açıklamalar yapmıştır.

Daha sonraları İskender'in eğitimini Aristoteles ele almıştır. Kral, onu şanına yakışır bir ücretle yaşadığı şehirden, Stageria adlı yerden getirtmiş ve oğluna ders vermesini rica etmiştir. Aynı zamanda Aristoteles'in yıktığı şehrini yeniden kurmuş, köleleri azat etmiştir. Aristoles; İskender üzerine gerçekten güzel bir etki bırakmıştı. Onu iyi bir şekilde eğitmiş, felsefi açıdan zenginleştirmiş ve çeşitli sırlar vermiştir. Hatta, İskender bir keresinde: 'Yaşamımı babama, iyi ve güzel hayatı Aristoteles'e borçluyum,' demiştir. Zaten kendisi filozoflara her zaman saygı duymuş onlara çeşitli miktarlarda para vermiştir. İskender, şairlere, yazarlara ve çeşitli zanaatkarları da seviyordu ve onlar için çeşitli yarışmalar düzenliyordu lakin sporcular pek sevmediği bilinir çünkü onlar için yarış düzenlememiş ve bir ara kendisini bir yarışa çağırdıkları zaman 'Yarışmacılar kralsa katılayım,' demiştir.
İskender, Aristoteles'e daha sonraları güvenini kaybetmiştir. Ama bu onu öldürecek kadar etkili değildir. Ve kendisine bu kadar yararı olan birine zarar vermesi düşünülmesi yakışık almazdı. 
Aynı zamanda İskender, Homeros'un İlyada ve Odessa adlı eserini de çok severdi. Sefere çıktığı zaman onu kırılmaz güçlü bir kutu içinde-narthikas- saklayıp korurdu.

Babası, Byzantion seferine çıktığında, İskender 16 yaşındaydı ve takvimler M.Ö 340 yılını gösteriyordu.
Babası İskender'e yönetimi devretmiş ve öyle savaşmaya gitmişti. Bunu fırsat bilen Trakyalılar isyan etti fakat İskender hemen harekete geçerek onları yendi. Ardından Thebailer'in Kutsal Birlik'ini bozdu. Böylelikle liderliğinin ilk izlerini göstermiş oluyordu.
Ailesi ve ülkesi huzurlu bir şekilde yaşarken, Kral Philoppos'un aşk oyunları tüm huzuru bozdu. Kral, Kleopatra adında bir kıza aşık olmuştu ve onunla evlenmek istiyordu. Olympias'da haliyle bu duruma çok kızmıştı. İpin kopması düğün günü, kızın amcası Attalos adında ki densizin, krala 'Umarım, kralın iyi bir erkek çoçuğu olur yoksa krallık ne olacak?' demesi üzerine İskender çok kızar ve içki bardağını ona fırlatır. Ve Kral, bu durumu engellemek için davranırken yere düşer; İskender buna gülerek, 'Bu adam mı sizi, Avrupa'dan Asya'ya geçirecek?' diye sorar ve annesini alarak orayı terk eder. 
Bu olaydan sonra bir gün, Kral'ın yanına çok sevdiği dostu Demaratos gelir. Kral ona Yunanlıların birliğini sorar ve Demataros buna hafifçe kızar: 'Sen ailenin birliğini bozdun, Yunanlıları ne yapacaksın?' der ve bunun üzerine Kral son yaşanılanlara çok pişman olur. Demaratos'dan yardım ister ve hemen adamlar göndererek oğlunu getirmesini ister. Durumları yine yatışmış derken, Piksodaros adlı bir satrap, Kral ile aile bağları kurmak için büyük kızını, Kralla bir dansözün çocuğu olan Arridaios ile evlendirmek ister. Bu gencin aklı da kıttır. Olympias oğlunu bu evlilik nedeniyle kışkırtır. Çünkü ona söyler ki: 'Bu aile bağı seni saf dışı bırakabilir.' Yukarıda söylediğim gibi, İskender çabuk sinirlenen biriydi. Bu durum üzerine Karia'ya yani satrap Piksodaros'a birini gönderip kızın kendisiyle evlenmesini istedi. Bu haberi alan Kral çok sinirlendi ve İskender'in tüm arkadaşlarını sınır dışı etti. Satrabın ülkesine giden elçiyi öldürttü ve İskender'e 'Neden bir Pers kulunun kızıyla evlenmek istiyorsun, sen bu kadar mı düşüksün?' dedi. Bu olay dahilinde ikisinin arasının biraz daha açıldığı söylenebilir.
Akabinde, bir ara, kral, muhafızı Pausanias'ı çok kötü azarladı ve bu duruma çok üzülüp içerleyen adam; onu öldürdü. Lakin, cinayetten ilkin İskerder'de sorumlu tutuldu ama o sorumlu kişileri bulup cezalandırdı. 
Makedon Kralı Philippos ölüp de İskender tahta geçtiğinde tam 20 yaşındaydı. Babası zamanında topraklar genişletilmiş ve çeşitli halklar boyunduruk altına alınmıştı fakat babasının gücü sadece bunlara yetmişti. O halklar halen isyan edebilir ve Makedon Krallığını kabul etmeyebilirlerdi. Bu durum neticesinde, Kral İskender: diğer sözleri, yani 'kendisinin sakin ve ihtiyatlı olması' önerisini reddedip; güvenliğini, Makedon baskınlığını sağlamak için savaşmayı seçti. Çünkü kendisi gençti ve diğerleri bundan yararlanmak isteyebilirdi.
Bu düşünceyle olarak yaptığı ilk sefer şöyle gerçekleşti. Kuvvetlerini toplayarak İstros Nehrini(Tuna) geçti ve Triballerin Kralı, Srymos'u yendi. Daha sonra hiç beklemeden, Thebailerin, Atinalarla birleşip isyan bayrağını kaldırdığını duyunca, ordusunu Termofil geçidine çevirdi. Orada ki isyanı durdurdu ve kanlı bir şekilde bastırdı. Bu savaş, yaşanmayabilirdi, İskender onlara bunu önerdi ve çeşitli fidyeler istedi lakin, isyancılar bunu reddetti. Bugün bu savaş dahilinde 30 bin kişinin köle olduğunu ve binlerce kişinin öldüğünü biliyoruz. Aynı zamanda tarihe cesur bir kadın da bu savaşla geçmiştir. 
Timokleia adındaki bir kadın, yağmacı Trakya askerlerinden birini altınların kuyunun içinde olduğunu söylerek kandırmış ve asker eğilip bakarken onu ittirmiş daha sonra ise; taşlayarak öldürmüş. Tabii tutuklanıp getirildiğinde küstah bir şekilde konuşmuş ise de İskender cesareti nedeniyle kadını serbest bırakmış. Demiş ki: 'Ben boyunduruk altına almaya çalıştığın, halkını kurtarmaya çalışan kişinin kız kardeşiyim!' 
Normalde sudan sebeplerle birini öldürecek İskender'in bu kadını salıvermesi, önemli bir olaydır.

Daha sonra için İskender, yaptığı bu kıyımdan çok pişmanlık duymuştur ve oklar diğer Yunanlılara yöneltildiğinde kan akıtmak yerine, onlarla birlik olmak istediğini söylemiştir. Çünkü Persler üzerine sefer yapmak istiyordu ve arkasında düşmanlar olması iyi olmazdı. Perslerle karşılaşmak üzere hazırlıklar yapıp, Korinthos bölgesinde diğer Yunan birliğiyle buluştu. Bu sırada, Diogenes'de Korinthos'da bulunmaktaydı. Filozofu merak edip yanına giden İskender, ona bir şey isteyip istemediğini sordu ve efsane bir cevap aldı. 'Güneşimi kapatma, başka bir şey istemez.
İskender bu söze biraz bozulsa da gülmüş ve çevresine: 'İskender olmasaydım, Diogenes olmak isterdim,' demiştir. Bu söz ki: onun filozoflara ne kadar değer verdiğini gösterir.
Tarih sahasıyla ilgilenen okuyucularım bileceklerdir: İsa Öncesi dönemlerde, orakl denilen, gelecekten haber veren çeşitli tapınaklar ve bunların içinde çeşitli kahinler vardır. o zamanların en ünlü ve güçlü orakli, Delphoi orakliydi ve Pythia, gelecekten haber veren kişiydi. İskender, Perslerin üzerine yapacağı seferin sonucunu merak etti ve bu tapınağa gitti. Pythia, uğursuz günlerde olduklarını söylerek kehanet vermeyi reddedince, İskender'in tepesi attı ve kadını sürükleyerek tapınağa soktu. Kadın bunun üzerine 'Ah Çocuk! Sana karşı gelmek imkansız,' dedi ve İskender cevabını alarak oradan çıktı. Tabii, İskender'in zaferine dair başka alametler gerçekleşti. Mesela Orpheus heykeli terledi ve Aristandros bunun 'onun başarılarını' yazacak yazarların çok terleyeceğine yordu.

Aleksandros büyük sefere çıkıyordu ve yaklaşık kırk bin kişilik bir orduya sahipti. 34 bin piyade, 5 bin kadar süvari. Sefer, borçlarında biriktiği bir zamanda yapılacaktı. İskender bu borçları ödemek için de savaş yapıyordu. Sefer öncesi, toprakları, çeşitli gelirleri önemli insanlara ve komutanlara dağıtıp, öyle sefere çıktı. Ki kendisine Perdikkas tarafından 'Sana ne kaldı ey kral?' diye sorulduğun da. 'Umut,' diye cevaplamıştır. 
Akabinde kral, orduyla birlikte Hellespontos'a(Çanakale) geldi ve boğazı geçerek, Asya topraklarına geçti. Troia savaşının yapıldığı yerde, Akhilleus'u andı ve sponde-bir kutsal sudur ve tapınağa serpilir- sundu.

Bu sırada, Pers ordusu ve başındaki Dareios, düşmanlarına yetişmiş ve ordusunu Granikos'da(Biga Çayı) konuşlandırmıştı. İskender burayı tıpkı Asya'nın kapılarıymış gibi almak istiyordu. Ama komutanları, bulundukları ayı sebep göstererek savaşmanın doğru olmadığını öne sürmüşlerdi. Daha sonra ise Permenion vaktin geç olduğunu söylemiştir. Nitekim İskender onları dinlemedi ve orduyu saldırıya geçirdi. Sonuçta geçilmesi gereken azgın bir nehir vardı. İskender 13 süvari birliğini ölümüne bu çaydan geçirdi ve zorlu bir gece çarpışması için Dareios'un ordusuna saldırdı. İlk önce mızraklarla birbirlerine saldıran düşman birlikler, kargının kırılması halinde; kılıçlara geçiyorlardı. Bir ara İskender iki Pers'in arasına girip oldukça zorlu bir çarpışma yaşadı. Bu iki adamın adı: Roisakes ve Spitritades idi. İskender bu ikili tarafından biraz hırpalansa da, yanına yetişen Kara Kletios ile onların hakkından gelmiştir.
Daha sonra, orduya piyadelerin de katılımıyla birlikte, Dareios, Granikos Savaşı'nı kaybetti. Ordusuna katılan ücretli Yunan asker birlikleri İskender'in ordusunca öldürüldü. 
Karşı tarafın ordusunda binlerce kişi öldüğü halde, İskender'in ordusu 34 kayıp verdi ve Lysippos hepsinin bronz heykellerini yaptı. Bu ağır yenilgiden sonra, ön-Asya halkları İskender'e boyun eğip, krallığına katıldı.

Psidialıları mağlup edip, Phrygia'yı(Firigya) aldıktan sonra; ünlü Gordion Düğümünü çözmek için uğraştı. Söylenene göre; eğer bu düğüm çözülürse, onu çözen kişi, tüm dünyaya-bilinen yerler- sahip olacaktı. Fakat, İskender hem gençliğine hemde aşırı merakına yenik düşerek, düğümü sert bir kılıç darbesiyle kesmiştir.

Akabinde, fetihlerine devam ederek, Paflagonya ve Kapadokya'yı aldı. Bu sırada, Dareios'un önemli komutanlarından, Memnon'un öldüğünü öğrence çok sevindi.
Kocabaş Çayı'nda yenilinip, kaçmış olan Dareios başkentine, Susa'ya gelmişti. Çok zaman geçmeden, 600 bin kişilik ordusuyla oradan ayrıldı ve tekrardan İskender'in üzerine yürümeye başladı. Pers kralı Dareios'un kendine güvenip, rahat bir şekilde ordusunu harekete geçirmesinin sebebi bir rüyaydı. Rüyasında şunları gördü: Makedon ve yardımcı Yunan kuvvetleri; büyük bir ateş çemberinin içinde kalıyordu. İskender ise kendisine hizmet eden bir köleydi. Nitekim bu rüyanın yorumu, İskender'in onun gibi çok büyük bir fatih olup, Asya Fatihi unvanını alacağı ve erkenden öleceği üzerineydi. Fakat, Dareios'un kahinleri onu bu rüya hakkında, olurundan fazla umutlandırdılar.  

Pers kralına umut veren başka şeyler de vardı. İskender Kilikia'da çok fazla kalmıştı ve Dareios bunu, İskender'in kendinden korktuğuna yormuştu. Oysa, İskender'in orada fazla konaklamasının sebebi hasta olmasıydı. Doktorlar kendini, iyileştirmek, ayağa kaldırmak istiyorlar fakat, olur da İskender'e bir şey olur diye çok korkuyor idiler. Çünkü, eğer Makedon Kralı'na bir şey olursa veballeri onların üzerine kalacaktı. Nitekim, onu çok seven, sayan, Akarnanialı Philippos; İskender'in böyle olmasına gönlü el vermedi ve hemen onu iyileştirmek için çalışmalara başladı. Bu tedavi sırasında ise, Komutan Parmenion'a bir istihbarat ulaştı. İstihbarata göre: Philippos, Dareios için çalışıyordu ve İskender'i öldürecekti. Bu haber hemen krala ulaştırıldı, fakat tragedyalara özgü bir sahne gerçekleşti. Akarnanialı, İskender'e ilaçları içirirken, o da, istihbarat mektubunu doktora verdi. Ki, İskender ilaçları sakin, ihtiyatlı bir şekilde içerken, Philippos ise mektubu okuyordu. Bu heyecan ve üzüntüye dayanamayan adam, yere düşüp ağlamaya başladı. Kendine geldiğinde ise: kralına, kendisine güvenmesi için yalvarıp; ilaçların ilk başta kötü etki yapacağını sonra ise iyileşeceğini söyledi.
Neyse ki İskender iyileşti.

(Notlarımı, üç başlıkta paylaşacağım. İlki, İskender'in gençlik yaşamı ve Pers kralı ile ilk savaşı Granikos Muharebesi'ne kadar ki kısım olan bu içeriğim idi.)

Etiketler: