Bir Bilimsever'in Meraksızlık Suçlaması

Bilim
Sonsuzluk, 'bilimin' diğer adıdır.





Böyle büyük bir kelimeler topluluğunu ortaya salıvermek aynı zamanda sorumlulukların en ağırı... Bizi kurtaracak olan şey: Bilim! Aslında 'sen kimsin?' dediğiniz vakit: 'haklısınız,' derim memnuniyetle. Çünkü bu soruyu cevaplamaktan bir an olsun bile korkmuyorum. Hatta hayatta cesur olabileceğim tek şey: bu soruyu cevaplamak: 'Sen kimsin?' 
Bir kavga esnasında, karşındaki kişiyi tanısan bile sırf onu küçümsemek için: 'Sen kimsin! Kimsin ulan sen!' dersin. Bir yarışmada, karşısındaki insanın 'seni' haşat edebileceğini bilsen bile: dersin ki 'Kim la o!'
Sözlerime devam etmeden kısa bir açıklama yapayım: bu yazımda konu edindiğim şeyler: tarih ve bilim ışığında yazılacağı için, eğer tartışacak bir şeyiniz varsa, rica ediyorum: sizde o ikisiyle argümanlar paylaşın. 
O zaman, bende büyük bir zevkle şöyle cevaplayacağım sorunuzu: 'Ben merak'ım. Tesla'nın gözlerindeki ışık huzmelerinin ve Einstein'nın bitmek bilmez başarısının altındaki yatan sebep olan: Merak! Bunu yepyeni şeyler icat ettiğim için söylemiyorum, bunu sınırsınız bir zihnim olduğu içinde söylemiyorum ama bildiğim bir şey var ki yeryüzü iki tip insanı bağrında barındırır, meraklı ve meraksız
Merak eden insanlar, öğreneceği milyonlarca şey olduğunu bilir. Meraksız insanların ise bilmediğini bile bilmediği milyonlarca şey vardır. 
Çoğu kişi, bilim dendiğinde kendini sineye çekiyor, hemde bunu hemencecik yapıyor: hiçbir bilimsel yayını okumuyor, daha doğrusu okumaktan korkuyor neden çünkü: 'bilim değiştirir, yenilik düşünceleri aşıp geçer.'
Artık silahlı devrimlerin çağında değiliz, her ne kadar Küre-i Arz'ın muhtelih bölgelerinde toprak kanla beslensede; 21. yüzyıl doğanın muhteşem bir şekilde anlaşıldığı, yeni teknolojilerin dur durak demeden üretildiği, evrenin bizden sakladıklarına çok daha yaklaşıldığı muhteşem bir yüzyıl fakat kıyıya vuran yüzlerce çocuktan daha şanslı milyarlarca insan her gün yataklarından kalkıyor; sıkıcı kıyafetler giyip, sağlıksızca beslenip; işlerine koşuyorlar. Daha sonra, yalandan gülüşler ve gün bitirme heyecanıyla bütünüyle sömürülen düşlerle, hayallerle ve alacakları yeni evi düşünerek mesai bitiriyorlar. Dünya böyle. Her yerinde, fazlalık, her köşesinde umutsuzluk ve her yorgunluğunda sonsuz yatma isteği var. Oysa ilaç ne biliyor musunuz? Merak! 
Samanyolu, sonsuzlukta savruluyor, galaksiler birbirinden uzaklaşıyor; evren soğuyor... Yüzlerce, binlerce içerik okunabilir; bu konular hakkında. Hepsinde, yeni şeyler, yeni anlamlar ve sizi şaşırtacak ilginçlikler var. Merak ettim,(!) bir soru sormak istiyorum: 'Dün gece yıldızlara baktınız mı? Belki de şehir ışıkları yüzünden göremediniz, ha?'
Düşünmek halen özgürlük sınırları içindeyken, "Hayatının bir saatini bile boşa harcamaya cüret edebilen birihayatın değerini anlamamıştır," demiş Charles Darwin ne kadar da haklı, bütünüyle belli... Düşünmek çok sevdiğiniz devletlerimiz tarafından yasaklandığında, bu bilim insanlarının hiçbirini bilemeyekcesiniz; belki silik hatıralarınızda biraz kırıntılar olacak ama çocuklarınız, o cesur adamlar ve hanımların 'alın gerçek bu işte' dediği muhteşem bilgilerin hiç birini idrak edemeyecekler. Dünyadan ne zaman ayrılacağımız belli değil fakat hala buradayken; anlamak ve yorumlamak zor olmamalı. Ki ardından, aktarmak devreye girecektir zaten. Öncelik olarak, bilime atılan okkalı 'yumruğun' kısa mı kısa tarihine bir değineyim.
İlk insanın,-homo olsun, yeter- inanç duygusu doğaydı ve ilk bilim insanları da doğrudan onlar oluyordu. Evet bugün tapınılan Tanrı'nın aksine: saf doğa. Peki bu saf doğa ne zaman baltalanmaya başlandı. Kafalar yukarıya bakmaya başladığı zaman... Orada, onları, devri daim eden Güneş ile Ayın Dansı'nı izleyen insan; tarihinin ilk çarkını etti sayabiliriz. İlk tapındığı ve yararını çok gördüğü doğanın üstünde, daha yüce bir tapınım aracı bulmuştu. Bugünkü modern dinlerin atası Sümer ile çevre yapısı sayılır ve çok doğrudur fakat Sümer Uygarlığı ise, İki Işık Kaynağı'nın büyüsüne kapılan insanların çocuklarıdır, nihayetinde. Saf doğaya sırt dönülmeden önce ne yapılıyordu? Tıpkı doğa çocukları Kızılderililer gibi toprağa büyük bir saygı duyuluyordu; çünkü o yaşamın sebebiydi, yeni şeyler geliştirmeye çalışıyorlardı çünkü: yaşamın devamı öyle sağlacaktı, birbirlerine sıkı sıkıya bağlıydılar çünkü yaşamın çekilebilirliği ancak ve ancak öyle yürütülecekti. Demek istediğim şey: yaşam ve doğa. Yeryüzündeki en iyi birliktelik bunların arasındadır. Doğadan yaşamı, yaşamdan doğayı aldığınız vakit: taş yıllarından, robotlar çağına uzanacak bir kan davasını başlatmış olursunuz. Ve bu kan davasında ne bilim gelişir ne güzel düşler gerçekleşir. 
Tabii, kan akması durumuna vereceğim ehemmiyet her şeyden daha ileride. Bir insan neden kan akıtır? Bu sorunun cevabını sekiz dokuz yaşlarındayken ve gözlerim yine yıldızlarda iken; cevaplamıştım. Sadece eksik bir yüreğin sahibi, kan arzular.
Bu eksikliği, bütünüyle 'kişi'nin kendisine bağlamayın, onu bu hale getiren en önemli etmen toplumdur, bana kalırsa. 'Uyum' denen o en düzenbaz his; insanın hamurunu her an, her saniye ve  yılların bütün hacmiyle yoğurur; hatta bu yumuşak dokunuşlar bir müddet zaman sonrasında acımasız bir hal alır. İnsan ise 'kabule hazır' bir masumlukla bu durumu, olguyu kabul eder. Sorgulamaz. Düşünmez ve uyumlu olduğu için kendini 'bizim' sınıfına koyar.
Büyük ihtimalle yaşamın saf doğa sevgisi dışında ki tüm asırları boyunca soyum, kanın aktığı yerden; mücadeleden geldi, kestiler, öldürdüler ve doğumuma kadar ki süreç içinde buna devam ettiler; fakat ben bunu sürdürmeyeceğime dair insanlığa söz veriyorum. Ve sizi de: davet ediyorum. Soyunuzun, dedenizin, babanızın, annenizin... Her bir 'kan sevici' insanın düşüncelerinden uzaklaşın. Ama sadece düşüncelerinden, yoksa onların varlıkları sizin için azap verici olacaktır. Kişilikleri sorgulamayı biliyorsanız, onları değiştirmeyi de bilmelisiniz. Soyunuza 'kan' değil 'bilim' deyin. Böylece insanlar ritüel olarak benimsedikleri 'kan seviciliği' ve ardından oluşan sevgisizliği; bir şekilde bertaraf edebileceklerdir.
Bilim, her zaman 'iyi' midir? Bu soruya vereceğiniz cevaplar dahilinde size alternatif sunma saygısızlığı yapmayacağım. ABD'nin Japonyayı; meret Atom Bombası ile ne hale getirdiği biliyoruz, aynı zamanda Japonların'da yayılmacı tutumla birlikte; Çin dolaylarında Birim 731 adı altında, bilim ve teknolojik gelişmeler sağlamak için ora insanını ne hale getirdiği, öğrendik. Tabii binlerce örnek verilebilir, bilimin kötü kullanılması durumuna... Ve bense işte bu yüzden diyorum: kan seviciliği  olmayan bir bilim hayal edelim diye... Amacım sadece bu.
Başkalarının görüşlerine herhangi bir saldırım yok ama benim savunduğum şey: insanlar ne zaman doğadan uzaklaştı. onu yorumlamaktan aciz hale geldi; o zaman terslikler başladı. İnsanın kafası yukarıya baktığı zaman: biri bilimi, biri ise tanrıyı gördü. Biri yıldızları açıklamak istedi, biri onun melek olduğunu söyledi, biri dünya yuvarlıktır dedi, biri 'düz' fikirle düzdür dedi. Biri evren sonsuzdur dedi, biri sadece 'dünya' birkaç bin yıllıktır dedi, biri milyarlarca ötedeki gezenlerle aynı maddeleri içeriyoruz dedi, biri insan her şeyden üstündür dedi. Anlatabiliyorum değil mi? Söylediklerim cevap arayanlar için gerçi, o cevabı bulduklarını iddia eden kişiler için değil.
Bilim
İnsan doğayla birliktedir. Ona hükmeden 'üstün canlı' ise yoktur.
Tabii şuna değinmekte fayda var; suçlamam herhangi bir dine mensup, onun gerekli emirlerini yerine getiren ve sakin bir yaşam süren kişilere değil, onların inanç ve kutsallarına asla bir şikayet yöneltmiyorum. Ki bugüne kadar bir dini inanışa sahip olan, aynı zamanda bilimde çok ilerlemeler kaydetmiş yüzlerce Hristiyan, Müslüman vb. bilim insanı bulunmakta. Nitekim aynı zamanda, bilimi baltalamış, yobaz ve skolastik ekoller ile 'gericiliği yüceltmiş' bir güruh da hiç azımsanacak düzeyde değil ve işte benim suçlamam, şikayetim onlaradır.
Keşke 'keşke' dememek için daha güzel bir dünyamız olsaydı. Daha iyi ve meraklı insanlar yaşasaydı; dünya üzerinde: çok iyi olurdu bence. Saldırgan bir tutum değil de hani güler yüzlü bir yaklaşım her şeyi daha iyi çözebilirdi. Hiç yoktan bir kitap bile okunmayacaksa şu dünyada ve bir şiir de yazılmayacaksa ne önemi var yaşamlarımızın ki bu 'kuruluk' değil midir? Yıldızların tozları olduğumuzu bilmeyenlerin yaşadığı bir yerdeyiz, Evren'in 'kendisi için' olduğunu söyleyenlerin dünyasındayız ve dostlarım çok dışlanıyoruz. İlerleyen yüzyıllar 'üstinsan' için daha yüce şeyler vadedebilecek... Biz şimdi sadece bir larvayız.

Umarım ki sözlerim anlaşılacak. Okuma gayreti gösterenlere, teşekkürler. 

Etiketler: , ,