Uçan Halı Beni de Alacak - Öykü Günü#1

Uçan Halı
Uçan Halı Beni de Alacak


Bilen bilir, fantastik vb. edebiyat aleminin sözü geçen platformlarından olan Kayıp Rıhtım; her ay belli bir öykü konusu seçer ve kendisine öykü yollayanları Seçki'de yayınlar, aynı zamanda seçkiler için özel grafikler hazırlanır. Bende 2013'te, bu seçkiye öyküler göndermeye başlamıştım. İsterseniz, 2013 Eylül'ünde gönderdiğim ilk öyküye geçelim. 
“Düşünceler vardır; kapana kısılıp kalmış ve açığa çıkamayacak kadar ucube olan. Düşünceler vardır; baskın ve doğru olan… İnsanlık tarihi derler buna; ben diyorum düşünce. Düşünce. Var olanın öncüsü; deliliğin yaftası; egonun üstadı: Düşünce.
Anlaşılmanın kökleri; düşünceye olan saygıya göre değişir bana soracak olursanız ve buna göre değeri azalır yahut çoğalır. Anlaşılmak için yapılan saçma ve uydurma şeyler insanlığı bitirir. Tüketir. Düşünce ve anlaşılma: insanlığın köklerinde ve her DNA diziliminin parçasında yer alır; bunu anlamamak bir aptallıktır.
Çevrene bir bak! Seçilmiş olan! Gördüğün şeyleri söyle bana ve sonra düşün: her gün beynine giren lanet düşüncelerin bir sonucu sokakta; sakat bir çocukta, kambur bir yaşlıda, acı çeken bir gençte ve var olmayı isteyen ruhlarda yatıyor. Bunu anlamamak için inatla çaba harcıyorsun ama sende görüyorsun; düşüncenin yansıması her yerde bunu sende görüyorsun. İnkâr etme!
Anla! Anlaşılmak isteyen bir genci anlamamak üzere programlanmış tüm DNA dizilimleri ve sakat bir çocuğa hor gözlerle bakacak tüm gözlere lanet olsun! Hatırla. Benliğinin derin sularında boğulmuş insanları düşün ve sonra hareket et onları durdurmak için. Var olmanın sebebi bu; Seçilmiş olan!
Görüyorsun… Görüyorsun… İnkâr etme! Açıkça biliyorsun; hepsini gördün ve artık onları durdurmak istiyorsun “sana yardım edebilirim” diyen biri için neler vermezsin: tüm bunları biliyorum. Benimle gel yoldaşım, seni kurtaracak benim. Bana itaat et. Düşünceyi anla. Hissettiklerini yansıt.
Zamanın saçma ve gereksiz paradokslarına uyma ve onları gördüğün yerde yok et. Bil ki sen bu yazıyı okumaya tenezzül etmiş: seçilmiş olansın. Çevrendekilere kendini kabul ettirmek için yaptığın tüm aptal eylemleri durdur. Sen aptal değilsin! Anla!
Mutluluk; denir iyi hissetmeye… Anlamazlar senin ne yaptığını ve neye ulaşmak istediğini. Mutluluk bir Pazar sabahında yapılan kahvaltı ve koklanan bir güldür. Daha fazlası mutluluk sınırları içinde incelenemez ve mutluluk sınırları dışında olan hiç bir şey hayat unsurları taşımaz. Bir insan yaşıyorsa mutludur ve eğer mutlu değilse çoktan ölmüştür. Hayat budur yoldaşlarım eğer mutlu iseniz yaşıyorsunuzdur. Yaşamak için neyi bekliyorsunuz. Elinize geçen bu delice notları okumak size mutluluk vaat etmiyor; sadece anlamanızı istiyorum. Hiçlik, işte bundan bahsediyorum… Hiçlik ve bunun için yapılanlar. Tüm yapılanların ve yapılacak olanların bir hiç olduğundan bahsediyorum ve nefes aldığınız sürece yaşadığınız lanet derecesindeki hayatların gereksizliğinden bahsediyorum. Yaşamak için neyi bekliyorsun: Seçilmiş olan! Tüm benlik duygularının ve savaşlarının yüksek dağların kuytu köşesinde bulunan bir çam ağacı tarafından yok edileceğini ne zaman anlayacak ve bunun için bir şeyler yapacaksın.
Hissetmek için neyi bekliyorsun. Seçilmiş Olan! Tenezzül Etmiş Olan! Diğerlerinin anlayamadığı şeyleri idrak eden kişi sensin; bu delice notları okumak için zaman harcayan sensin. Onlara anlat: Bana söz ver. Tüm bunların bir anlamı olduğunu onlara anlat ve durumunu yükselt. Duyguları anla. Değişkenlik içinde savrulan benliğini; rıhtımların birinde durdurmaya dene. Yok, oluyoruz anla. İdrak et!
Yitirilmiş duygular; kötülüklerin başlangıcıdır ve bu tüm insanlığı etkiler. Dünyaya daha iyi duygular göndermeleri gerektiğini onlara söyle. Geç olmadan! Bana söz ver.
Delirdiğimi ve yavaş bir şekilde yok olduğumu görüyorum. BANA SÖZ VER!
Tüm yitik duyguların ve buhranların bir gün yok olacağını söyle bana. Ağlayan insanlar ve onların küçük veya büyük tüm acılarının yok olacağını söyle. ANLAMALARI GEREKİYOR!
LANET OLSUN! Beynimin içindeki düşünceler beni bitiriyor. Onlara söyle… Söyle,’’ diyerek tamamladı yazısını Deli ve eskimiş not kitabının kapattı.
Düşünceleri onu yoruyordu ve bu geçici bir şey değildi. Sürekli yoruluyordu ama bunu belli etmemek için güçlü duruşunu asla bozmuyordu. Boşuna Deli demiyorlardı ona; dört duvarlı bir odanın içine hapsolmuş bir insan neden; dik durmaya çalışsın idi. Onu görmeyi kimse istemezdi zaten. Saçı sakalına karışmış bir ucube. Bir yararsız. Bir hilkat garibesi.
Şimdilik bitmemiş; Seksen Yedi yıllık hayatının Yirmi Altı senesini burada; dört duvar arasında yazarak geçirmişti ve artık delirdiğini hissediyordu. Bu duygu ona seneler önce gelmiş olsa da şimdi nüksetmişti. Dayanamadığını hissediyor ve sürekli gözleri yaşarıyordu. Yaşamının tümünü iyilik için harcamıştı aslında ve insanlardan uzak durmuştu ama bu işe yaramamış gözüküyordu. Hapishaneler ve onun içinde yaşayan nice değerli insanlardan bir tanesiydi. Hayatından ve biliminden alınmış; yetim bir şekilde dört duvar arasına konulmuştu ve artık öldüğünü hissediyordu.
İki yıl önce ölen bir arkadaşı “Ölümün geç geldiğini düşünme yoldaşım, elbet gelecek ve senide alacak; geldiğinde korkma ve sonsuza kadar iyi yaşayabileceğin yere; seni götürmek için gelen uçan halıya bin,” demişti ona.
O zamandan beri Uçan Halı denen şeyi düşünüyordu; gerçekten gelecek miydi? Kendisini de alacak mıydı? Ya gelmezse diye düşürdü bazen ve korkardı. Bunca yıl beklediği şeyi galiba iki yıl önce öğrenmişti. O, Uçan Halıyı bekliyordu; kendisini sonsuzluğa götürecek ve sonsuz sükûnete usulca bırakacaktı…
Uzun yıllar beyninde büyük sarsıntılar meydana getirmişti ve hayatına dair pek çok şey aklında uçup gitmişti. Sonrasına bakar olmuştu, dünü hatırlamamak için. İki yıldan beri hücresinin açık penceresinden Uçan Halının gelip kendisini almasını bekler ve bununla ilgili hayaller kurardı. Hayal kurmak onu güçlendirirdi. Çünkü kendini en özgür hissettiği yer; beyninin bir köşesinde yarattığı küçük evrendi
“Yeter artık! Yazın bittiyse gidelim,” dedi başında bekleyen Gardiyan. Sabaha doğru uyandırılmıştı ve idam vaktinin geldiğini öğrenmişti. Tabii ya unutmuştu. Uçan Halı ona öyle güzel gözükmüştü ki o idam edileceğini unutmuştu.
“Güncemin iyi bir şekilde korunmasını istiyorum. Tek isteğim, dileğim budur,” dedi Deli ve kendisini Gardiyanın kollarına bırakarak Uçan Halısına doğru yol aldı. Koridor oldukça karanlıktı ve duyulan tek ses Gardiyan bozuntusunun yeni kunduralarının sesiydi. Birçok hücrenin birleşiminden oluşan koridor; çok dardı ve küçük pencereler dışında hava alınacak bir yer olmadığı için içerisi berbat kokuyordu. Sonunda çıkış kapısına ulaştılar ve Deli yıllar sonra gerçekten bir gökyüzü gördü. Buna sevinmişti… Alan geniş olmasa da yeşillikti ve güneş doğmak üzereydi. Elleri ve kolları bağlandı ve usulca merdivenden çıkarılarak taburenin üstüne çıkartıldı.
“Söylediğin gibi yapılacak ve günce dediğin kirli not defteri korunacak” dedi onu almaya gelen Gardiyan ve ikincisine dönerek “bitirelim artık bu işi” diyerek tamamladı sözlerini.
“Son sözlerini söyle seni ucube; Tanrının yanına giderken ona benden selam götür” dedi ikinci Gardiyan ve boynuna ipi bağladı. Fena sıkmış olmalıydı ki Deli ahladı.
Boynunun sıkılmasıyla beraber gözleri buğulanmıştı ve ağrı sebebiyle konuşamamıştı ama birkaç söz söylemek Uçan Halıyı çağırmak zorundaydı; bunu yapmalıydı. Arkadaşı yalan söylemiş olamazdı. İkinci Gardiyan olmalıydı ipi bırakan… Tam olarak görememişti. Duyduğu acı öyle fazlalaşmıştı ki konuşmayı hepten bırakmıştı ve artık düşünemiyordu. İpin bırakılması ile hemen ölmeliydi ama o ölmemişti…
“Görüyorum… Evet… Burada… Geldi!” dedi ve bu bir inleme olmalıydı.
“Uçan Halı beni de almaya geldi,” dedi Deli ve gözleri ufukta öylece kayboldu.

Birbirinden güzel öykülere ulaşmak istiyorsanız, Seçkiyi okumanızı tavsiye ederim. Muhteşem öyküler var. 
Hoşça kalın! İyi Günler.

Etiketler: ,