Açlık Oyunları ve Günümüze Dair

Aslında bu yazım direkt bir eleştiri içeriğinden çok, bol malzemeli bir çorbaya benziyor-tarhana olabilir-. Çünkü Açlık Oyunları'nı okurken pek çok duygunun esiri oldum. Sayfaları çevirirken, imgelerim her defasında daha da güçlendi, üstelik anlatılanı; günümüz dünyasıyla kolayca birleştirebildim. Tabii, yanımızdan hiç bir zaman ayrılmayacak olan Tarih'de -görebilenler için- kitapta yeterince yer alıyordu. Sonuç olarak ortaya böyle  bir yazı çıktı. Keyifli okumalar.
Not: Yazı, kitabın ilerleyişi ve sonucuna dair kesin bilgiler içermemektedir.
Açlık Oyunları
Açlık Oyunları serisi, eleştirim.

Bir düşünce geliyor uzaklardan… Yakın değil. Anlaşılmaz. Üzücü ve yıkıcı… Aynı zamanda umutlandırıcı; hayata bağlanmanın amacı ve hayattan kopmanın teminatı… Nedenlerin cevabı ve düşüncelerin çakışmalarının en iyi göstergesi. Açlığın ve zevkin; tüm tarih boyunca devam ettiğinin açık bir bildirgesi ve acı bir romanı.

Anlamak; ama şimdiyi değil çok eskiyi anlamak, bize bugünü hatırlatmak için büyük bir lütuf. Düşünün ve Hatırlayın! Ölen insanları… Acı çeken binlerce ruhu, bir kez olsun hatırlayın… Düşünceye karşı çıkıp; tüm gücü elinde barındıran küçük ama gözlerimizde büyümüş; o azınlığı bir kez, hatırlayın… Tüm bunları yaptığınızda; göreceksiniz ki: onlar hiçte güçlü değil. Entrikalar arasında boğulmuş tüm bu insanlar; bizden daha güçlü değil ve yok olmaları için hafif bir nefes yeterli…
Onları durduracak olan; Şiirler ve iç yakıcı Türkülerdir. Onları buradan kovacak olan; içimizde her gün yaşadığımız ama bir türlü dışarı aktaramadığımız hazin duygularımızdır. Onları buradan kaçırmak zorunda kalacak olan; yalnızlığımız ve bundan doğan; üstünlüğümüzdür. Bizler ve onların; arasında ki fark budur.
Bu yüzdendir ki kuşkusuz; 21. yüzyılın en iyi disütopyası; Açlık Oyunları serisidir. Collins; dostluğu, aşkı ve aynı zamanda; sevdiklerimiz için neleri göze alabildiğimizi en çarpıcı bir şekilde işlemiştir, bu eserinde.

Yazarımız; Suzanne Collins, serinin konusunun aklında oluşmasını sağlayan şeyin; televizyonunda çeşitli şov programları ile savaş haberlerinin arasında mekik dokumak olduğu söylüyor. Aslında şöyle bir baktığımızda bunu anlamak hiçte zor değil. Bir yanda savaşlarda ölen çocukların haberleri televizyonlarda; sanki normal bir olaymış gibi birkaç saniye gösterilirken, bir yanda da dünyada sanki hiçbir kötü olay yokmuş gibi zevkle ve vurdum duymazlıkla yapılan saçma programları görmek zor değil… Tüm bunları anlamak kafa karıştırıcı bir durum olamaz. Olmamalı. Çünkü her şey ortada. Bana soracak olursanız: Collins; işlediği konu bakımından, günümüz fantastik romanları ile disütopya geleneğini başarılı bir şekilde birleştirmiştir.
Collins; kullandığı dil tekniği bakımından bazı kesimler tarafından eleştirilse de, seriyi birincil ağızdan kaleme alması duygu yoğunluğu oluşturması için; bence gerekli bir şeydi. Çünkü seride her şeyden önce bir harap olmuşluk vardır ve bu bitmişlik Mıntıkaların hepsinde görülebilir. Bu yok olmuşluğu ve bitmişliği anlatmak için orada bulunmanız ve olayları bizzat yaşamanız gereklidir. Eğer orada bulunmuyorsanız; inanan ki yaşanılanları her zaman uzak bir anı olarak hatırlamak zorunda kalacaksınız… Collins, bu duyguları hissettiği için; edebiyat böyle bir eser kazandı.
Az önce mıntıkalardan bahsettim. Eğer seriyi hiç okumamışsanız; anlamamanız şaşırtıcı değil ve birkaç bilgi vermenin kötü olmayacağını düşüyorum. Seri, 12 adet mıntıkanın(?) bulunduğu ve bu bölgelerin yönetimini Capitol adlı bir merkezin yürüttüğü Panem adlı ülkede geçer. Bu ülke; büyük savaştan sonra, Kuzey Amerika’da küllerinden yeniden doğmuştur.
Açlık Oyunları
“Panem” adı; onların, yani mıntıkalarda bulunan insanların; çok çok önce yaşamış atalarının zevk ve sefa eğlencelerine verilen bir isimdir. “Ekmek ve Sirk” anlamındadır. Anlamdan, anlam çıkaracak olursak; Roma İmparatorluğu elbette aklımıza gelmiştir ve aynı zamanda güçlü gladyatörlerin amansız çatışmalarının imgeleri beynimizde oluşmuştur. Birkaç düzine asilzade zümresi yüksek amfilerle çevrelenmiş; alanda aşağıdaki savaşan, gladyatörlere ve onlardan akan kanlara, kahrolası ağızları ile gülerken; yüzyıllar sonra değişen hiçbir şey olmamıştır. Açlık Oyunları ise bu saçma formatın biraz daha modernleşmiş halini konu edinir.
Yüksek teknolojilerle hazırlanmış, neredeyse sonu gelmeyen alanlar kurulmuştur; kahrolası ağızların tekrar gülmesi için… Ve bu alanlara her türlü anlamda canlı olmaktan çıkmış mutant; yani genetiği değiştirilmiş ve duygularını tam anlamıyla onu yaratan, değiştiren kişiye bağlamış ucubeler konulmuştur.

Gençler ve çocuklar; hani  “geleceğimizin teminatı” dediğiniz;  o hazin ve çoktan ölmüş çocuklar… İşte orada; o alanda, Panem ülkesinden tam 24 çocuk seçilir. Gladyatörlerin yerini bu çocuklar alır ve ölümüne savaştırılır; bu oyun alanında. Çocuklar, yaşamak için ve yeniden uyanmak istemediği; o lanet Mıntıka sabahına: tekrar uyanmak için, diğerlerini öldürmek zorunda kalır. “Öldürme, lütfen: onlar çocuk,” dediğinizi duyar gibiyim Collins’e. Hayır, o hiçbirini öldürmedi. Çocukları; sizler öldürdünüz. Yeni ve güzel reçelli bir sabah kahvaltısına uyanmak için çocukları teker teker acımadan sizler öldürdünüz. Onlardan özür dilemek içinde geç kaldınız… Geri dönüşünüz yok!
Düşünün hele; savaşlarınızı. Çıkardığınız lanet olası; düşmanlıkları ve yeni güne bıraktığınız berbat kokulu tozları… Tüm bunları, sizler çıkardınız. Tüm bunları sizler büyüttünüz. Kötülük tohumlarını her gün düzenli bir şekilde sulayıp daha hızlı yetişmesi için gübre ekende sizdiniz. Sizi nasıl affedecekler? Rue, Prim, Peeta yada Gale; bu çocuklar sizleri nasıl affedecekler?

Açlık Oyunları

Peki ya serimizin ana kahramanı; Prim adlı kız kardeşini kurtarmak için son Açlık Oyunlarına gönüllü olarak katılan Katniss’e kendinizi nasıl affettireceksiniz?  Ağaç dallarında şakıyan Rue ve doğayla bütünleşmiş Peeta… Onlar artık, sizleri hiç affetmeyecekler.
Başkan Snow ve etrafının günümüz; insanlığından bir farkı olduğunu söyleyebilir misiniz? İktidar savaşlarının ve bunların kanlı getirisini yalanlayacak tek bir kişi bile bulamayız. Çünkü geçmiş; geleceğin bir yansımasıdır… Yerin altındaki o robotik yönetimi* düşünün; günümüz sıkıyönetim şekillerinden bir farkı var mı? Spot reklamlarında ki; yalan kokan gereksiz sözcükleri günümüzde işitmiyor muyuz? Milyonlarca insanın kandırıldığını ve bu yalanların televizyon tarafından desteklendiği görmüyor muyuz? Olayların gerçekliğinin çarpıtıldığını; en açık bir şekilde görüyoruz.  Ah! Dostlarım her gün kandırıldığımızı bildiğimiz halde neden aynı hataya düşünüyoruz. Açlık Oyunları, bizim geçmişimizdi, bugünümüz ve farkına varmazsak yarınımız olacak…
Yeni dünyaya, umutla bakan, benim kutlu; Yoldaşlarım! Körleşmiş gözleriz ve tutmaz ellerinizle; eğer bu seriyi okumamışsanız; hiç açmayın kapağını. Ve hiç okumayın şu şiiri;

Çayırın derinliklerinde, söğüdün altında,
Bir çim yatağı, yumuşacık bir yastık,
Başını yasla, uykulu gözleri kapa,
Tekrar açtığında, güneş doğacak artık.

Burası sıcak, burası güvenli,
Papatyalar seni kötülüklerden koruyacak,
Burada rüyaların tatlı, yarın gerçek olacak,
Burada sana olan sevgim her daim yaşayacak.

Çayırın derinliklerinde, gizli bir köşede,
Yapraklardan bir pelerin ve ayın ışıkları,
Sıkıntılarını unut, dertlerini ötele,
Sabah olduğunda kalmayacak kırıntı.

Burası sıcak, burası güvenli,
Papatyalar seni kötülüklerden koruyacak,
Burada rüyaların tatlı, yarın gerçek olacak,
Burada sana olan sevgim her daim yaşayacak.

Kuşkusuz ki; sizler ancak böyle bir dünyaya uyanma talihsizliğini gösterebilirsiniz; ne de olsa sizler için:
Savaş, Barıştır.
Özgürlük, Köleliktir.
Bilgisizlik, Kuvvettir.
     


Etiketler: , ,